bu yazı, sinedogma’nın ekim ayında “güz 2024” etiketiyle yayınlanan ikinci sayısının “ekler” kısmındandır. bu kısım derginin “içindekiler” bölümüne dahil edilmez, her sayıda bir belgesel, bir kısa metraj ve bir dizinin; 1000 kelimeden kısa olacak şekilde “kısa inceleme” adı altında “blog tarzı” incelendiği bir kısımdır. bu yazıları web sitemizden de okuyabilirsiniz. derginin kalan içerikleri yayınlanmaz. agnès varda giriş
agnès varda’nın 2000 yılında gösterime giren toplayıcılar (les glaneurs et la glaneuse) filmi, bir belgeselden çok daha fazlası; hayat mücadelesi, israf ve yaratıcılık konularına şiirsel bir deşme çabası. tüketim çılgınlığı, çevre kirliliği ve insan etkisine dair algılarımıza meydan okuyan bir film. fransız yeni dalga akımının ikonik figürlerinden olan ve kurmaca ile belgeseli benzersiz bir şekilde harmanlamasıyla tanınan varda, bu filmde hem gözlemci hem de katılımcı rolünü üstleniyor ve el kamerası kullanarak “toplayıcılığın” günümüzdeki karşılığını araştırıyor. geleneksel olarak toplayıcılık, hasattan arta kalan ürünlerin ihtiyaç sahipleri tarafından toplanması anlamına geliyor. ancak varda bu kavramı modern kavramlarla yeniden yorumlayarak, artık hayat mücadelesi için kentsel alanlara atılmış yiyecek ve malzemeleri toplayan insanları sergiliyor. bunu yaparken, hem fiziksel nesneler hem de marjinalleştirilmiş insanlar açısından ıskartaya çıkarılanlar üzerine bir düşünce alanı yaratıyor.
toplayıcılar sadece konusuyla değil, varda’nın kendine özgü yönetmenlik yaklaşımıyla da öne çıkıyor. el kamerası kullanımı ve kendine has çekim teknikleri filme son derece tanıdık ve samimi bir hava katıyor. varda’nın kendisi de anlatının bir parçası hâline geliyor ve toplumun fazlalıklarıyla yaşayan insanlarla tanışırken farklı şehirlerde ve kırsal bölgelerde yaptığı yolculuğu belgeliyor. toplayıcılık eylemi, varda’nın objektifinden yalnızca bir hayat mücadelesi değil, sanatsal yaratım ve sosyal yorum için de bir metafor hâline geliyor. varda, tıpkı filmindeki bireylerin yiyecek ve eşya toplaması gibi görüntüler, hikâyeler ve deneyimler topluyor. kişisel keşiflerinin daha büyük toplumsal meselelerle harmanlanması, toplayıcılar’ı hem gözlemci hem de toplumsal açıdan ilgi çekici bir film hâline getiriyor.
filmin yapısı da en az konusu kadar alışılmadık. varda, çeşitli kişileri ve hikâyelerini bir araya getirmek için kurgu tekniklerini ustalıkla kullanıyor ve farklı kişiler, mekânlar ve zaman dilimleri arasında akıcı geçişler yapıyor. bu geçişler genellikle geçmiş ile bugün, kent ile kırsal, bolluk ile kıtlık arasındaki zıtlığı vurguluyor. varda bu teknikle, belgelediği dünyanın karmaşıklığını yansıtan sinematik bir kolaj yaratıyor. kurgusu yalnızca bireysel hikâyeleri birbirine bağlamakla kalmıyor, aynı zamanda aşırı tüketim, eşitsizlik ve çevre kirliliğine daha farklı bakış açıları da sunuyor. çarpıcı bir örnekte varda, sayısız kuşun ölümüne ve doğal ekosistemlerinin harap olmasına neden olan bir çevre felaketi olan erika petrol sızıntısının görüntülerine yer veriyor. varda, çevresel felaket görüntülerini insanların savurganlık sahneleriyle yan yana getirerek, kontrolsüz tüketimin sonuçları hakkında sessiz bir mesaj veriyor.
sonuç
toplayıcılar’ın kalbinde toplumun kıyısında yaşayan insanlara karşı derin bir empati yatıyor. film, genellikle göz ardı edilen bireylere -pazarlardan yiyecek toplayan, çöplerden atılmış nesneleri toplayan ya da sokaklarda yaşayanlara- ses veriyor. bu insanlar pasif kurbanlar olarak değil, kendilerini bir kenara iten toplumun aktif katılımcıları olarak resmediliyor. becerikli, dirençli ve çoğu zaman hayatları ve seçimleri hakkında felsefi düşüncelere sahipler. varda’nın yargılayıcı olmayan yaklaşımı, izleyicinin onları “çöpçüler” olarak değil, ihtiyacından çok daha fazlasını üreten ve pek çoğunu atıl bırakan bir toplumun olduğu dünyada yollarını bulmuş insanlar olarak yeni bir adlandırmasına davet ediyor.
varda’nın çalışmasını özellikle ilgi çekici kılan şey, filmine ahlâki ya da siyasi bir gündem dayatmayı reddetmesi. toplayıcılar, vaaz vermiyor ya da incelediği sorunlara kolay çözümler sunmuyor. bunun yerine, gerçekliği olduğu gibi sunarak izleyiciyi tüketim, atık ve çevre ile kendi ilişkileri üzerine düşünmeye davet ediyor. film, yoksulluk, çevre kirliliği ve sosyal izolasyon gibi katı gerçekleri tasvir ettiğinde bile, altta yatan bir umut ve daha parlak bir geleceğe özlem duygusu var. varda, filmdeki kişisel katılımı aracılığıyla, çöplerde bulunabilecek bir güzellik ve anlam olduğunu, çözümlerin göz ardı ettiğimiz ya da değersiz gördüğümüz şeylerde yatabileceğini öne sürüyor.
sonuç olarak, toplayıcılar bizi değerlerimizi yeniden düşünmeye ve kanıksadığımız şeyleri gözden geçirmeye davet eden bir film. bu sadece atık çöplerle ilgili bir belgesel değil; hayat mücadelesi, yaratıcılık ve insan ruhu üzerine bir araştırma. varda’nın nahif ama ısrarcı üslubu, izleyicileri görünenin ötesine bakmaya, bir kenara attığımız şeylerin hem güzelliğini hem de trajedisini görmeye ve aşırılıklarla dolu bir dünyada nasıl daha incelikli yaşayabileceğimizi düşünmeye teşvik ediyor. bir yönetmen olarak varda’nın kendisi de bir “toplayıcı” hâline geliyor; yaşamın, tarihin ve deneyimin parçalarını toplayarak yeni ve anlamlı bir şey yaratıyor. bunu yaparken, sadece modern toplumun bir eleştirisini değil, aynı zamanda bir umut ve iyileşme vizyonu da sunuyor.