bu yazı, sinedogma’nın ekim ayında “güz 2024” etiketiyle yayınlanan ikinci sayısının “ekler” kısmındandır. bu kısım derginin “içindekiler” bölümüne dahil edilmez, her sayıda bir belgesel, bir kısa metraj ve bir dizinin; 1000 kelimeden kısa olacak şekilde “kısa inceleme” adı altında “blog tarzı” incelendiği bir kısımdır. bu yazıları web sitemizden de okuyabilirsiniz. derginin kalan içerikleri yayınlanmaz. riget giriş
lars von trier’in ilk olarak 1990'ların ortalarında yayınlanan the kingdom (riget) dizisi korku, kara komedi ve toplumsal eleştirilerin harmanlandığı bir ustalık eseri. görünüşte sıradan bir kopenhag hastanesinde geçen dizi, doğaüstü olayların ve insan egosunun karmaşık bir portresini çiziyor. tuhaf tıbbi uygulamaları hayalet seanslarıyla birleştiren krallık, sadece von trier’in külliyatına önemli bir giriş olarak değil, aynı zamanda korku türünü etkileyen ufuk açıcı bir televizyon çalışması olarak da öne çıkıyor.
krallık, kendi başına bir karaktere dönüşen, geniş, gotik bir yapı olan krallık hastanesi’nde geçiyor. anlatı, hastane çalışanlarının, hastaların ve duvarları arasında yaşayan hayalet sakinlerin hayatları üzerinden örülüyor. hikâyenin merkezinde, kibri ve prestij takıntısı meslektaşlarıyla çatışma yaratan, kendini beğenmiş isveçli bir beyin cerrahı olan stig helmer (ernst-hugo järegård) yer alıyor. dizi, doğaüstü olaylara inanan danimarkalı bir medyumun hikâyeleri yaşam, ölüm ve insanlık durumunun altında yatan temaları ortaya çıkaran bir grup hasta da dahil olmak üzere çeşitli eksantrik karakterlerle olan etkileşimlerini anlatıyor. doğaüstü olaylar arttıkça -hayaletler ortaya çıkıyor ve açıklanamaz fenomenler baş gösteriyor- anlatı, bilimin sınırları ve tıbbi bürokrasinin absürtlüğü üzerine bir araştırma hâline geliyor.
karanlık bir ton
krallık’ı benzerlerinden ayıran, korku ve kara mizahın bir karışımı olan kendine has tonu. lars von trier, gerilim ve absürtlük arasında gidip gelen benzersiz bir anlatım tarzı kullanarak izleyicileri korku türüne dair beklentileriyle yüzleşmeye zorluyor. dizi, dehşet verici unsurları ciddiyetsiz anlarla ustalıkla yan yana getirerek hem tedirgin edici hem de karanlık bir komediye dönüşüyor. bu tonal akışkanlık, izleyiciyi aynı anda hem gülmeye hem de soluk soluğa kalmaya davet ederek insan hayatının ve kurumların absürtlüğünü gözler önüne seriyor.
tematik olarak krallık, yaşam ve ölümle ilgili varoluşsal sorular yönelterek izleyicilerin gerçeklik algısına sık sık meydan okuyor. hastane, doğaüstü olanın sıradan olanla iç içe geçtiği, bilim ve maneviyat arasındaki mücadeleler adına bir mikrokozmos görevi görüyor. yaşayanların ötesinde bir bilgiye sahipmiş gibi görünen mistik medyum kadın gibi karakterler, bilinen ve bilinmeyenin kesişimini somutlaştırıyor. von trier’in tıp sektörünün kibrini irdelemesi, toplumun insan kavrayışının ötesinde yatan gizemleri görmezden gelerek bilime nasıl körü körüne inandığına dair bir eleştiri niteliği de taşıyor.
aktörlerin performansı
ernst-hugo järegård, stig helmer rolünde göze çarpan bir performans sergiliyor ve karakterin bencilliğini ve kibrini zahmetsizce ekrana taşıyor. järegård, mesleğinin gerekleri ile etrafındaki ürkütücü olaylar arasında sıkışıp kalmış bir adamın özünü yansıtıyor. yardımcı oyuncu kadrosu da parlıyor ve her karakter dizinin doğaüstü atmosferine katkıda bulunuyor. tuhaf, batıl inançları olan medyumlardan umursamaz hastane personeline kadar çeşitli kişilikler, dizinin temalarını güçlendiren zengin bir katmanlar bütünü yaratıyor.
karakterler sadece birer arketip değiller; insan doğasının ve tıp sektörünün çeşitli yönlerini temsil ediyorlar. izleyiciler olarak onların kırılganlıklarına ve absürtlüklerine tanık oluyoruz, bu da onları abartılı özelliklerine rağmen özdeşleşilebilir kılıyor. bu derinlik diziye duygusal bir rezonans katıyor ve izleyicinin karakterlerin kaderlerine ilgi duymaya devam etmesini sağlıyor.
sinematografik tarzı
görsel açıdan çarpıcı olan krallık, rahatsız edici tonunu güçlendiren ham, neredeyse belgesel benzeri bir estetik kullanıyor. el kamerası ve loş ışık kullanımı, izleyicileri hastanenin ürkütücü atmosferine çekerek bir samimiyet duygusu yaratıyor. von trier’in renk ve grenli dokular tercihi, dizinin akıldan çıkmayan estetiğine katkıda bulunuyor ve her bölüm boyunca devam eden bir huzursuzluk hissi uyandırıyor.
bir önceki sayımızda üstünde bolca durduğumuz von trier’in öncülerinden olduğu dogma 95 akımının etkisi, dizinin gerçekçilik ve minimalizme olan bağlılığında açıkça görülüyor. von trier, cilalı efektlerden kaçınarak, doğaüstü unsurları ayakları yere basan ve gerçek hissettiren bir gerilim ve dehşet kullanıyor. bu üslup tercihi, yaşayanlar ve ölüler arasındaki çizginin ince olduğu fikrini güçlendirerek insan varlığının kırılganlığını tekrar tekrar hatırlatıyor.
sonuç
krallık, korku, kara komedi ve toplumsal eleştirilerin zengin bir karışımını sunarak televizyonda dikkate değer bir başarı olmaya devam ediyor. lars von trier’in bir yandan derin temaları keşfederken bir yandan da hicivli üslubunu koruması diziyi ilgi çekici kılıyor. “kingdom exodus” ile 2022'de yeniden canlanan krallık, temalarının ve tarzının ilk yayınlandığı dönemde olduğu kadar bugün de geçerli olduğunu kanıtlayarak yankı uyandırmayı sürdürüyor. doğaüstü bir anlatıyla sarmalanmış insanlık durumunun düşündürücü bir keşfini arayanlar için krallık, korkunun geleneksel sınırlarını aşan önemli bir seyir deneyimi.