sizleri tanıyabilir miyiz?
jeyan: merhaba; ben jeyan kader gülşen, “bu ben değilim”in yapımcısı ve yönetmeniyim.
zekiye: merhaba; ben zekiye kaçak, ”bu ben değilim”in yönetmeniyim.
jeyan kader gülşen ile zekiye kaçak
“bu ben değilim” adında bir belgesel/kurmaca film çektiniz. sizleri bu filmi çekmeye ikna eden itici güç neydi?
jeyan: mustafa emlakçı bir yakın arkadaşımın yanında çalışıyordu. mehmet’le olan hikâyesini benimle paylaştığında çok etkilendim. cinsel yönelimini açık yaşayan çok arkadaşım vardı ama orta sınıf muhafazakar ailelerden gelen; kendi cinsel yönelimini bile çok geç anlamış, evlenmiş, aile kurmuş çok fazla gizli gey olduğunu fark ettim. ve toplumun aslında yaygın olan bu gerçekliğin hiç farkında olmadığını anladık ve bu konuda bir şeyler yapma fikri oluştu.
“bu ben değilim” ile katıldığınız kadın yönetmenler festivali’nden en çok hangi filmleri sevdiniz, tavsiye edebileceğiniz filmler var mı?
sadece tek bir festival özelinde değil de yakın dönem sinemamızda yaptıkları art-house işlerle, uluslararası ses getiren, ödüller alan birçok başarılı kadın yönetmen görüyoruz. bu bizi gururlandırıyor. uluslararası gösterimlerimizde denk geldiğimiz türkiye’nin ilk sürdürülebilir yeşil filmi “bir zamanlar gelecek: 2121”in yönetmeni serpil altın da onlardan biri. çok başarılı ve özgün bir film yapmışlar.
filmde mustafa karakteri misyoner bir rol üstlenmiş gibi. başta partnerinin eşcinselliğini kabul etmesi için ona destek oluyor, devamında yusuf karakteri gibi diğer arkadaşlarının da düştüğü “evlilik-arzular” çatışmasını aşmasına yardımcı oluyor. filmin kurmaca bir yönünün de olduğunu görüyoruz. bu özelliği, mustafa karakterinin kurmaca yönüne mi ait yoksa gerçek hayatında da böyle bir kişilik mi?
zekiye: “bu ben değilim” sinemaya yakın duran uzun metraj bir belgesel, kurmacaya yakın bir akıcılıkta ilerliyor ancak karakterlerin gerçek hayatından farklı hiçbir şey yok filmde. mustafa, filmde seyrettiğiniz gibi tüm çevresine yardımcı olmaya çalışan, arkadaşlarının akıl danıştığı, dertlerini paylaştığı biri. filmin uzun hazırlık ve prodüksiyon sürecinde birlikte çok zaman geçirdik ve bizim için de çok yakın bir arkadaş, hatta kardeş oldu mustafa. çok başka, çok özel bir ruh.
iki yönetmen çalışmak nasıl bir deneyimdi? rol dağılımını nasıl yaptınız?
zekiye: çok yakın arkadaş olduğumuz için filmde iki yönetmenin olduğu hissedilmiyor bence. birbirini çok iyi anlayan, uyumlu iki arkadaşın ortak çalışması gibi. tabii ki fikir ayrılığı yaşadığımız noktalar oldu; beyin fırtınaları yaptık, tartıştık ama hep tatlıya bağladık. film için en iyisini yapmak gibi ortak bir amacımız vardı ve onda birleştik.
türkiye’de “ötekilerin” ilişkilerinin anlatıldığı örneklerden bir tanesi olan “dönersen ıslık çal” filmi hakkında ne düşünüyorsunuz? ayrı ayrı fikirlerinizi merak ediyoruz…
zekiye: “dönersen ıslık çal”, yıllar önce seyredip de çok etkilendiğim bir film. bir cüce ve bir travestinin bir tesadüfle başlayan yakın arkadaşlıkları bana çok dokunmuştu. birbirimizden ne kadar farklı olursak olalım insan olmakta birleşiyoruz, aynıyız aslında. yeter ki ön yargılarımızdan vazgeçelim. film bunu öyle tatlı veriyordu ki, keşke böyle hüzünlü bitmeseydi demiştim.
jeyan: bence konusu itibarıyla zamanın ötesinde bir film. bundan otuz yıl önce çekilmiş olmasına rağmen, hâlâ varoluşa dair en kült queer filmlerden biri. ben çok beğenmiştim. senaryosu samimi, içten ve gerçekçiydi, bu anlamda da çok önemli bir film.
bu girişiminiz yerel lgbt oluşumları ve örgütleri tarafından nasıl bir tepkiyle karşılandı?
zekiye: filmimizin proje geliştirme aşamasından itibaren hep bu alandaki sivil toplum örgütleriyle iletişimde olmaya çalıştık. ancak maalesef istediğimiz iş birliği oluşmadı. filmin gösterimlerinin başlamasından sonra da, daha çok lgbtq+ bireye ulaşabilmek, filmi seyretmelerini sağlamak için dernek ve sivil toplum örgütleriyle iletişime geçtik ama maalesef beklediğimiz desteği göremedik.
gelecek projelerinizde sizleri tekrardan belgesel ağırlıklı işlerde mi göreceğiz, yoksa sinemanın daha kurmaca taraflarına da kaymayı düşünüyor musunuz? filme eklemeyi düşündüğünüz ama daha sonra ayrı bir hikâye olduğu için gelecek projelerde yer vermek istediğiniz bir kişilik olduğunu okudum. bu projenin hayali hâlâ devam ediyor mu?
doküdrama ve bağımsız sinemada ilerlemek istiyoruz. evet, kadın mağduriyeti tarafıyla ilgili bir projemiz var. ama bu tarz projeleri yapmak; fon desteği bulmak bu ülkede zor, dünyada da gittikçe zorlaşıyor. tabii ki bu filmleri finans bulduğumuz takdirde çekmek ve hikâyelerimizle insanlara dokunmaya devam etmek isteriz.
film yakın zamanda “mubi” gibi bağımsız eserlere yer veren platformlarda gösterimde olacak mı?
jeyan: tabii ki; olabilir, çok isteriz. bu konuda da planlarımız devam ediyor.
bu sorum jeyan kader gülşen’e… almanya’da da üretim yaptığınızı görüyoruz. mustafa, aşkı için antalya’yı terk edip istanbul’a gelirken siz de bir istanbul yolculuğu yapıyorsunuz aslında. tekrardan istanbul’da olmak size neler hissettirdi, sahiden istanbul’un mustafa’nın da üstüne bastığı gibi bir güven alanı sağladığını düşündünüz mü? sık sık avrupa illeriyle karşılaştırılan ve ülkemizin en “avrupai” imajı olan şehri istanbul’un özgürlük anlamında almanya’daki kentlerden kalır yanı olup olmadığına dair sizin yorumunuzu merak ediyorum.
jeyan: filmde istanbul’u hikâyenin bir karakteri gibi konumlandırmak bilerek yaptığımız bir tercihti. oryantalist bir bakış açısından uzak; gecesi gündüzü gizemli, olmazsa olmazı sokak hayvanlarıyla sokaklarında kaybolduğumuz; büyülü bir istanbul göstermek istedik. almanya’dayken istanbul’u çok özlüyordum. istanbul gerçekten doğu ve batının merkezi gibi. ortadoğu’dan ve batıdan geylerin de bir araya geldikleri büyüleyici bir metropol. geyler istanbul’u, kalabalıklarda kaybolarak kendilerini rahat hissettikleri bir şehir olarak da ifade ediyorlar. kıyasladığımızda; barselona, berlin, zürih gibi metropollerden bu anlamda çok büyük bir farklılık görmüyorum. o şehirlerde yasalar çok daha özgürlük tanısa da; toplumsal baskı, aile baskısı ve ötekileştirilme korkusu nedeniyle gizli geyler yine çok yaygın. bunun görmezden gelinen global bir sorun olduğunu görüyoruz.
yönetmen olarak birbirinizle nasıl tanıştınız ve iş birliği esnasında kimyanızın uyuşacağını ilk ne zaman hissettiniz?
zekiye: uluslararası al jazeera televizyonu’nun türkiye’de kurmayı planladığı al jazeera türk’te çalışmaya başlayınca tanıştık jeyan’la. ben iç yapımlarda belgesel yapımcı yönetmeni olarak çalışıyordum, jeyan da dış yapımlarda yönetici yapımcıydı. zamanla hayata aynı yerden baktığımızı fark ettik ve iş arkadaşlığımızın yanı sıra çok yakın arkadaş olduk. al jazeera türk’ten ayrıldıktan sonra birlikte bağımsız işler yapmaya karar verdik.
kurgu masasında da ikinizin imzasına rastlıyoruz. nasıl bir kurgu süreci yaşandı? çekerken beğendiğiniz ama kurguda atmak zorunda kaldığınız sahneler oldu mu? eğer olduysa ayrı ayrı ikinizin de kurguda yer alamayan ama en beğendiğiniz sahnelerin hangileri olduğunu öğrenmek isteriz…
jeyan: doküdrama kurgusunu yapabilen profesyonel çok az insan olduğunu gördük türkiye’de. onun için birebir kendimiz ilgilenmek zorunda kaldık. belgeselde kurgu aşaması tekrar bir senaryolaştırmadır. çok iyi bir kurgu yönetmeni lazımdı ama istediğimiz gibi olmayınca yakından ilgilenmek durumunda kaldık.
zekiye: filmde kadın mağduriyetini istediğimiz gibi verememiş olmanın eksikliğini hissediyoruz. bir kadın karakterimiz vardı; çok güçlü bir hikâye, çok etkileyici bir karakter ama filmin dramaturjisini çok dağıtacağı düşüncesiyle kurguda çıkarmak zorunda kaldık. tabii ki filmde yine de kadın mağduriyetini hissettirmeye çalıştık.
afiş, poster tasarımını özellikle beğendiğimi söylemeliyim. kimin elinden çıktı? sizlerin afiş üzerine nasıl dokunuşlarınız oldu?
jeyan: yer creative, berkcan okar ve tunahan pekdemir birlikte yaptı afişimizi. biz de çok seviyoruz ve filmimizi çok iyi yansıtan; özgün, yaratıcı bir afiş olduğunu düşünüyoruz.
son olarak; yönetmenlikte, kurguda berabersiniz. röportajlara birlikte çıkmak gibi bir duruşunuz var. dostluğunuzun hep daim olmasını dilerim…
zekiye: çok teşekkür ediyoruz bu güzel dileğiniz için. her aşamasında birlikteydik bu filmin, seyirciyle buluşana kadar çok uzun ve zorlu bir süreci birlikte atlattık. tabii ki şimdi en keyifli, mutlu zamanları. perdede ulusal, uluslararası seyirciyle birlikte seyretmek; farklı kültürlerden insanlardan geri dönüşler almak, filmimize dair sohbet etmek; ikimizin bu anları birlikte yaşaması çok daha keyifli.
zekiye kaçak ve jeyan kader gülşen’e bu keyifli söyleşi için teşekkürler…