sizi tanıyabilir miyiz?
1995 doğumluyum. kadir has üniversitesi; radyo, televizyon ve sinema bölümü’nü reklamcılık ile çift anadal yaparak, tam burslu olarak tamamladım. yönetmen ve fotoğrafçı olarak bağımsız çalışıyorum.
icarus ekibinden gökşin ve gökberk egesoy
filmin oldukça punk bir atmosferi var. bunda istanbul’da geçmesinin etkisinin de çok olduğunu düşünüyorum. çeşitli semtlere referans veriliyor. başka yerde geçseydi de bu ruh korunur muydu sizce?
istanbullu bir ekip olarak gültepe ve cihangir’e referans verdik ama hemen her şehrin benzer kontrastta semtleri var. film tamamen evin içinde geçtiği için başka semt isimleri kullansaydık da bu ruhun değişmeyeceğini düşünüyorum.
filmde bir homemovie tadı var. zaten yönetmen karakterin yapmak istediği de bu. hatta başaramayınca da bir snuff esprisi yapıyor. bu doğallığı, buluntu görüntü estetiğini nasıl yakaladınız?
çocukluğumdan beri buluntu filmler, b-movie’ler, istismar sineması ve snuff estetiğindeki korku filmleriyle haşır neşirim. filmin buluntu görüntü estetiği doğal hissettiriyorsa, bu türleri içselleştirmiş olmamla ilgili olabilir.
bu senaryo biraz yaşanmışlık kokuyor. ne kadarı gerçek?
karakterleri yazarken kendimden ve çevremden içgörüler kullandım. bazı arkadaşlarımın karakter özelliklerini ödünç aldım. ancak ekibin gelecek kaygısı ve umutsuzluğu gibi ruh hâli dışında kalan tüm olaylar kurmaca.
filmde sinedogma’nın da yola çıkış hikâyesinin kahramanı, dogma 95’e bir referans var. masrafsız bir film projesi; tek plan, lars von trier ve dogma 95 kafası olarak anlatılıyor. bu tarz büyük stüdyolar ve bütçelere karşı, fransız yeni dalga gibi akımlar doğası gereği küçük ekipler ve ekonomi dostu. bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
filmi bir hocama anlattığımda acı bir tebessümle, “bu tek mekânda geçen bütçesiz filmler sizin yaş grubunuz için ayrı bir janra oldu” demişti. günümüzde en büyük yapım şirketleri bile ekonomik buhranın etkilerinden muaf değilken, bizim gibi sektöre yeni giren ve kendi imkânlarıyla üretmeye çalışan ekipler için film yapmak neredeyse imkânsıza dönüştü. bu yüzden ikarus, yapısı gereği tamamen bağımsız ve alternatif bir üretim biçimiyle var oldu. bu biçim, filmin hem sanatsal hem de politik olarak anlatmak istediği hikâyeyle tutarlı olmasını sağladı. küçük ekiple, gerilla yöntemlerle çalışmak benim için yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda hikâyenin doğallığını bozmadan anlatabilmek adına da bilinçli bir tercih.
filmde bir kendi filmini izleyen ekip sahnesi var. sizin icarus’u ilk seyriniz nasıl bir yerde ve nasıl bir ruh hâlindeydi? festivalde, seyirciyle izlerken neler hissettiniz?
filmi ilk kez bilgi üniversitesi sinema kulübü’nün davetiyle seyirciyle birlikte izledik. ilk deneyimimiz olduğu için oldukça gergindik. fakat salondan gelen kıkırdamalarla birlikte bu gerginlik coşkuya ve sevince dönüştü.
filmde duvarda posteri olan ve yapımcı karakterin “çektiğim en iyi şey” dediği “arka bahçe” filmi gerçek mi, kurgusal mı?
“arka bahçe”, kısa film senaryo taslaklarımdan birinin adı ama filmdeki varlığı tamamen kurgusal.
ben çoğunluğu birinci şahıs açısından çekilmiş filmleri hep baş döndürücü bulmuşumdur. fakat burada kamerayı taşıyan karakter konsepti de sırtlandığı için göze batmıyor. yine de “acaba sabit kamera ile mi çekseydik?” diye düşündüğünüz oldu mu?
kameranın aşırı sarsıntılı ve kaotik olduğu anlarda “keşke kamera üzerinde biraz daha kontrol sahibi olabilseydik” diye düşündüğümüz oldu. ama filmin doğallığı da tam olarak bu kaotik, zaman zaman rahatsız edici kamera dili sayesinde kurulduğu için bu tercihten memnunuz.
filmin çözülme sekansı oldukça etkileyici. gerilimin yükseldiği, her itirafta bir patlama yaşanacak hissi var ama film bu noktada frene basıyor. bu, bilinçli bir tercih miydi?
evet, hikâye boyunca karakterlerin ruh hâli ve gelecekleri bu kadar kasvetliyken, filmi bir trajediyle sonlandırmak istemedim.
filmde dans sahneleri dışında müzik neredeyse hiç yok. bu da mı dogma 95 bakış açısıyla mı ilgili?
partide sami karakterinin parçaları arka planda duyuluyor. ama onun dışında sahne dışı (non-diagetic) müzik kullanımından ve genel olarak filmin gerçekçi atmosferine zarar verecek tüm tercihlerden bilinçli şekilde kaçındık.
filmin adı nereden geliyor? sonlara doğru önemli bir rol oynayan votkanın markası olduğunu görüyoruz ama o da “arka bahçe” gibi kurgusal sanırım?
ikarus, senaryoya ilk başladığımda koyduğum bir kod ismiydi. karakterlerin hırslarıyla gözlerini diktikleri yerlerden çakılmalarını ikarus mitiyle özdeşleştirmiştim. sonradan onları kurtaracak votkaya da bu ismi vererek, filmi bu adla tamamlamaya karar verdik. filmde görünen tüm içki markaları ise tamamen kurgusal.
kadın yönetmenler festivali ilk festivaliniz. gelecek duraklarınız nereler? bir yol haritanız var mı?
ikarus’un festival yolculuğu henüz yeni başladı. türkiye’deki ulusal festivallerden ve avrupa’daki bağımsız film festivallerinden güzel haberler bekliyoruz. bu süreçte ikarus’u mümkün olduğunca sinema kulüpleriyle iş birliği yaparak üniversitelerde göstermek istiyoruz. çünkü filmde kamera arkasındaki ekibin tamamı 30 yaşından küçüktü ve gençliğin meselelerini anlatan bir film çektik. bu yüzden onu en çok da gençlerle paylaşmak istiyoruz. ayrıca sıfır bütçeyle, özveri ve kolektif emekle ürettiğimiz bu filmi öğrenci arkadaşlarla buluşturup, onlara bağımsız ve dayanışma temelli üretim biçimleri konusunda ilham vermeyi amaçlıyoruz.
icarus’u yakın zamanda mubi’de görme şansımız olacak mı?
2025–2026 boyunca sürecek festival sezonunu tamamladıktan sonra en büyük temennimiz, ikarus’u mubi kataloğunda görmek.
son olarak, en iyi yönetmen ödülünüz için tebrikler! kesinlikle hak edilmiş. sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
detaylı ve incelikli sorularınız için ben teşekkür ederim. son olarak şunu vurgulamak isterim: bu filmi yazmaya başladığımda, sektörde var olamamak, yönetmenlik yapmak bir yana hayatımı sürdürebilecek maddi imkânlardan yoksun olmak gibi meselelerle boğuşuyordum. bu yüzden bir ses çıkarıp derdimi anlatmak istedim. ne mutlu ki bu ses duyuldu; hem gençlerden hem de sektördeki büyüklerimizden çok güzel geri dönüşler aldım. o yüzden gençlere ve tutkularını takip etmek isteyen herkese tavsiyem: imkânsızlıklar karşısında üzülmeden, pes etmeden ve en önemlisi de kolektif birliktelikle üretmeye devam etmeleri.