seni tanıyabilir miyiz?
kendimi anlatmaktan imtina eden biriyim aslında ama röportaj bu tabii :) ege üniversitesi radyo, tv ve sinema bölümünü 2011’de kazanınca silivri’den izmir’e yerleştim. daha sonra burda yaşamaya karar verdim. yüksek lisansımı da medya ve iletişim alanında sinema temelli bir tezle tamamladım. şu ânda aktif şekilde film üretimi yapıyorum. yaklaşık 9 tane kısa film ve belgesel hatta uzun belgeselin de içinde olduğu projede; yönetmenlik, yapımcılık, görüntü yönetmenliği, yardımcı yönetmenlik ve yapım koordinasyonu yaptım.
seda kanburoğlu
çok düzgün bir kız, filme ismini verirken dahi teyzesi tarafından ayarlanan randevusuna “çok düzgün bir kız” olduğu söylenen; bütün etiketleri toplum tarafından halihazırda verilmiş bir karakter. o sipariş vermeden “seveceği düşünülerek” masaya şarap isteniyor, kadın olduğu için hayat tecrübesi olmadığı ve dolayısıyla insanları güldüremeyeceği düşünülüyor. kesinlikle büyük gözlemler sonucu yaratıldığı belli olan bir karakter. bu karakteri yaratırken hayatın hangi ânlarından beslendin?
hayatın her alanından, her ânından esinlendim. kadın olarak yaşadığımız yerlere göre dertler farklılık gösterse de her zaman dezavantajlı pozisyondayız. birçok konuda yerimize karar verilir. aile buluşmalarında oturup, sizin adınıza olan gelecek kararlarını dinlersiniz mesela. en medeni ailelerin bile ekstra bir uygulaması vardır bu konuda. o yüzden böyle bir karakter yarattım. seda, komedi yapabilir ama baskılardan kurtulamaz. içinde hep o güçlü kadın imajını taşımak zorundadır. gardını indirdiği ân bu durumlarla karşılaşır. bazen hevesi kırılıp, herkes gibi olmak istediğinde de gönlü razı gelmez. böyle durumlar içinde defalarca kalmış biri olarak seda karakterini çok da zorlanmadan yazabildim açıkçası.
dayatılan bu etiketler sadece karaktere de değil aslında. kadınlar konusundaki yorumuyla karakteri sıktığını fark eden erkek, “kadınlar doğum sırasında bir insanın on katı acıya katlanabiliyormuş” diyerek gönlünü almaya çalışıyor ve bu bakış açısı dahi kadınları toplumda yalnızca “annelik” rolü üstlendikleri müddetçe var gören bir yerden çıkıyor. buradan şuna bağlamak istiyorum: set ortamında kadınlara dayatılan roller nasıl şekilleniyor? orda da erkek ekip arkadaşlarının dayattığı geleneksel rol dağılımı beklentileri oluyor mu?
benim kendi kurduğum setlerde böyle şeyler olmadı neyse ki. ekip arkadaşlarım çok tatlı, kişisel gelişimini tamamlamış insanlar. ama çalışmaya gittiğim başka setlerde, özellikle yaşı daha büyük erkeklerle çalışırken bunu hissediyorum ve görüyorum. bir defasında ekipte olup asla kısa film çekmemiş, kendi yapımcısı ya da yönetmeni olduğu filmi olmamış biri, -benden 2–3 yaş büyüktü- “sen de benimle birlikte yardımcı yönetmen mi olacaksın şimdi?” demişti. bu tamamen kişisel egolar ve bir kadınla aynı sınıfta olmaktan utanç duyma durumu. benim onun asistanı olmamı bekliyordu ama benim tecrübem, eğitimim, yöneticiliğim ondan fazlaydı. bunun gibi şeyleri gizliden veya açıktan görüp hissediyoruz yani.
kendi ekip arkadaşlarımı düşünceli ve eşitlikçi insanlardan seçtiğim için kafam rahat ediyor. set içinde kimse kimseye cinsiyetçi davranamaz. en fazla iş ağırlığı yüzünden arada tartışırız ama asla ayrımcılığa düşmeyiz. bütün ekibime böyle kaliteli insanlar oldukları için teşekkür ederim. bu vasıtasıyla bunu söylemek istedim. en büyük lüksüm kendi kemik ekibim.
sinedogma’nın bu sayı için seçtiği teması “psikedelik sinema”. psikedeli sözcüğü dünyanın tanımlaması ve hatlarının çizilmesi zor bir yer olarak resmedildiği sanat ürünlerini betimliyor aslında. çok düzgün bir kız’da da karakter, karşılaştığı bütün baskılara rağmen “çok düzgün bir kız” kalmayı başarabiliyor ve film, canlı renk kullanımları ve arka plan için tercih ettiği “chill” müzikleri ile sanki bu baskı görünür değilmiş gibi bir atmosfer yaratabiliyor. bir nevi film, kendi içinde bir mücadele alanı oluşturuyor ve bu da filme tam da psikedelik sinema bağlamında incelenebilecek bir kapı açıyor. kafkaesk tabirindeki gibi de düşünebiliriz, her şeyin doğru işlediği düşünülen bürokratik bir dünyada bürokrasinin o kadar da tıkırında işlemediği duygusunu vermeye çalışan eserler oluyor, kafkaesk filmler de. çok düzgün bir kız’daki senaryonun boğuculuğuna karşı filmin yumuşak sinematografisi, benim de düşündüğüm gibi tercih edilen bilinçli bir rahatlatma aracı mıydı?
evet, çünkü; birincisi, bu bir tür filmi: “komedi” türünde bir film. yani bir tık rahatlama alanımız olan mizah, her zaman bir köşede durmalı. herkesin hayatında komedi filmleri veya dizilerinin en kötü zamanlarda bir nefes almalık kaçış alanı olduğunu düşünüyorum. bu argümanı kırmadan, bir taraftan da suya sabuna dokunsun istediğim bir kaçış alanı yaratmak istedim.
bu film benim komedi serimin ilk denemesi. o yüzden hem stilimi oturtmak hem de kendi dilimi oluşturmak için bir denemeydi. bilinçli tercihlerimin büyük oranda etkili olduğu bir film oldu. biraz da çekim olanakları etkili oldu açıkçası. yani yapmak istediğim bazı şeyleri yapamadım ama o çok önemli değil, ilk deneme için bence gayet iyiydi. umarım izleyen herkes aynı keyfi alır.
bildiğim, eserlerindeki karakterlerine kendi isimlerini veren iki sanatçı var: biri jane austen, en şahane karakterine kendi adını veriyor; diğeri, dostoyevski; en rezil karakterine fyodor ismini veriyor. burada da ana karakterin adı seda. sen hangi duyguyla karakteri adınla isimlendirdin, bir özdeşlik var mıydı?
bu karakter, benim adım değil; başrolümüzün gerçek adı. hikâye, benim seda cabi’yi izledikten sonra proje yarışması için hızlı bir senaryo yazmamla başladı. seda cabi üzerine kafamda kurduğum bir hikaye yazdığım için ismi de aynı bıraktım. karakter olarak da andırıyoruz seda’yla. isimler aslında bize bir şeyler anımsatır ya. masa, sandalye deyince aklımıza ne geliyorsa, bazı isimler de bize direkt o kişiyi anımsatır; seda da öyle biri. o gerçeği bozmak istemedim.
son zamanlarda sen de dikkat etmişsindir, erkek ve kadın davranışları arketipleştirilmeye başladı. bu akım, “performatik erkeklik” kavramından sonra hızla büyümeye başladı sanırım. tabii ondan önce bu gözlemlediğim arketiplerden biri isimlendirmişti: pick me girl. seda’nın ofis arkadaşı; erkeklerin onayını almak için kadın arkadaşlarından desteği esirgeyebilen ve aslında kadın mücadelesine en büyük zararlardan birini, yine içeriden veren bir karakter arketipi. aynı zamanda seda’nın randevuya çıktığı erkekle oturduğu masada karşılaşılan diğer erkek de, tam olarak antagonist olarak tanıtılan erkek karakterin zıttı ve seda’ya bir nefes alma imkânı tanıyan nitelikte karakter. kısa filmin bütün olanaklarından yararlanılarak aslında bütün karakterler bir amaca hizmet etmek için yerleştirilmiş gibi. sen ne düşünüyorsun bu konuda?
evet, kesinlikle bu düzende yazdım. hikâyede şöyle bir mantık var. orda seda ve arda karakterleri, aslında toplum düzenine yenilmiş iki karakter. arda da hayatını istediği gibi yaşayan biri değil. seda’nın karşısına baskın, maço bir adam koysam, zaten öyle tepkiler vermesi normal olacaktı. benim yapmak istediğim toplum tarafından ideal görülen ama kendini gerçekleştirememiş bir adamın seda’nın aklındaki kişi olmaması. soft bir kaybediş. diğer karakterler de seda’nın iyiliğini istiyor gibi görünse de, onun özünü asla görmeyi tercih etmemiş insanlar. esasen hepsi onu seviyor ama kendi akıllarındaki kişiyi daha çok seviyorlar. uyumlu olduğu sürece sevilen insanlarız. bu bizi biz olduğumuz için sevdikleri anlamına gelmiyor, maalesef. böyle bir hikaye örüntüsü yarattım.
filmde bir stand-up gösterisi sahnesi göreceğimiz çok erkenden açık edilmişti ancak bunun bir katarsis rolü üstleneceğini beklemiyordum. çünkü aslında ortada bir stand-up gösterisine alınan bir bilet var ve beklenti de gülmek yönünde, cinsiyetin bu beklentiyi şekillendirmesinin absürtlüğünü seda karakteri; sahnede, “erkekler de bir gün şaka yapmayı öğrenebilir” esprisiyle onları adeta manipülatif biçimde empati yapmaya zorlayarak ortaya koyuyor ve bu fikir kesinlikle şahaneydi. bu sahne nasıl yazıldı?
seda cabi, dediğim gibi gerçekten stand-up yaptığı için; o kısımları kendisi, benim seçimimde yazdı. yani ben önceki gösterisi ve senaryo doğrultusunda belli yönlendirmeler yaptım. provalarda da oraları boş bırakıp, seda’yı şekillendirdik. seda’cığımın yeteneği yani :)
ismi, filmde de bir diyalogda geçen filmleri seviyorum. son derece akıcı diğer diyaloglar arasından bu isim tamlaması, çok düzgün bir kız’ı isim olarak seçmeye seni iten sebepler nelerdi?
bu da seda cabi’yle ilgili. onun ilk izlediğim ve filmi yazmaya karar verdiğim gösterisinin adıydı. filmin sinopsisi bittiğinde alternatif isimlerin hiçbiri istediğim gibi olmadı. seda’ya bu ismi kullanabilir miyiz dedim ve kabul etti. bu şekilde tam istediğim gibi olmuştu.
filmin festival sürecini ilgiyle takip ettim. hâlâ yarıştığı festivaller var bildiğim kadarıyla. sıradaki festival durakları belli mi?
şu ân hiç belli değil. yani başvurduğumuz yerler var, biz de bekliyoruz. festival süreci çok uzun olmayacak çünkü youtube dizisi olarak devam edeceğiz. komedi, dönemsel bir şey. espriler ve türü şimdi geçerliyken hızlıca devamını çekmek istiyoruz.
çok düzgün bir kız’ı yakın zamanda mubi’de görebilecek miyiz?
güzel bir soru. hiç sanmıyorum, onların tarzıyla aramızda farklar var. ben dizi haline getirip, başka bir platformu zorlayacağım. çok uzak değil o platform da bize.
son olarak, toplumsal roller konusundaki duyarlılığın için tebrik ederim. senin eklemek istediğin bir şey var mı?
33 yaşındayım, şu konuda artık çok netim: toplumsal roller, mesleki roller vs. gerçekten çok yorucu ve saçma. biz, böyle yaşamak için yaratılmış varlıklar değiliz. kesinlikle kişisel farklılıklar vardır ve insanların yerine getirmesi gereken daha önemli görevler vardır. bunlar şu ân yaşadığımız çürümenin içinde kayboldu, gitti. kimse etrafına bakıp, “ne yaşıyoruz?” demiyor. birçok şeyden sıyrılmamız gerekiyor. sürdürülebilir bir düzenin içinde değiliz. ben bütün yalan rollere karşıyım :)